Bloomberg Businessweek / Yılmadan yaşamak…

Aralık 31, 2015  |  FİNANS VE EKONOMİ, LİDERLİK

FullSizeRender FullSizeRender[3]

 

 

 

 

 

2016’ı bu hafta yayınlanan aşağıdaki yazımla karşılıyorum ve yeni senede hepinize sağlık ve huzur dolu günler diliyorum…

 

YILMADAN YAŞAMAYA DEVAM ETMEK…
Düşünce tekrar ayağa kalkmak, hatta daha yukarıya zıplamak…
Yenilince pes etmemek devam etmek…
Evet, yılmamak; hep bildiğimiz ama bolluk, refah ve gelişim dönemlerinde göz ardı ettiğimiz bir kavram: YILMAZLIK…


Eğer bir Suriye göçmeni, zamanında Amerika’ya yerleşmeseydi şimdi ne Apple, ne de Steve Jobs olacaktı belki de… Jobs’un gerçek babası Homs doğumlu bir Suriye göçmeni… Keza üvey annesinin babası da bir Anadolu göçmeni… Kim bilir ne felaketler sığmıştı o zor dönemlerde geçen hayatlarına…

Jobs’u biz hep zirvede tanıdık, ama aslında kim bilir neler hissetti, nasıl zorlandı hayallerini hayata geçirdiği o muhteşem şirketin en tepesindeyken işten atıldığında… Ama her düşüşten sonra daha da yükseğe zıplayan bir lider olarak geçti tarihe… Tabii bir kişinin hayatından yola çıkıp kesin kurallar geliştirmek pek doğru değil ama ‘nasıl yeni Jobs’lar yaratırız’ diye de düşünmek durumundayız.

Dünya yeni bir ekonomik düzene giriyor: Güçlü dolar, yüksek faiz, düşük emtia fiyatlarından oluşan yeni ekonomik düzen biraz daha devam ederse dünyayı çok daha sert darbelerin, sosyal ve ekonomik çalkantıların beklediğini söyleyebilirim. Böyle bir ortamda belki de büyüme odaklı bir sistem yerine yılmadan hayatta kalabilmek ve oyuna devam edebilmek amaçlı stratejiler geliştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Bunun için de en çok işimize yarayacak olgulardan birisi olan “yılmazlık” (resilience) kavramını iyi anlamamız gerekir.

Yılmazlık terimi farklı alanlarda değişik nüanslarda kullanıldığından net bir tanım yapmak da zorlaşıyor. Yılmazlık;
– mühendislik bağlamında köprü ya da bina gibi bir yapının dengesi bozulduktan sonra tekrar esas durumuna geri dönebilme derecesi,
– acil durum müdahalesi bağlamında kritik sistemlerin bir deprem ya da selden sonra eski duruma geri dönme hızı,
– ekoloji bağlamında bir ekosistemin geri dönülmez biçimde bozulmaktan korunma becerisi,
– psikoloji bağlamında bir bireyin travma ile etkili şekilde başa çıkma kapasitesi,
– iş dünyası bağlamında ise doğal ya da insan kaynaklı felaketler yaşandığında operasyon sürekliliğini sağlamak üzere veri veya kaynak yedeklerinin devreye sokulması anlamında kullanılır.

Vurguladıkları durum farklı olsa da bu tanımlardan her biri yılmazlığın iki temel bileşeninden birine dayanıyor: Değişim karşısında devamlılık sergileme ve toparlanma. Yılmazlık teriminin çerçevesini ekoloji ve sosyolojiden ödünç alınan terimlerle de belirleyebiliriz: bir sistemin, şirketin ya da kişinin büyük değişimler karşısında esas amacını ve bütünlüğünü sürdürebilme becerisi.

Bu durumda cevap arayacağımız sorular şunlar oluyor: Bir sistemin yıkılıp yerine yenisinin gelmesine neden olan nedir? Bir sistem, değişimi ne derecede hazmedebilir ve değişim karşısında bütünlüğü ve amacını koruyabilir? Hangi özellikler bir sistemi değişime uyumlu hale getirir? Sürekli olarak değişimlerin yaşandığı bir çağda kendimizin, şirketlerin, ekonomilerin, toplumların ve hatta dünyamızın yaşadığı değişim şokunu daha iyi hazmetmesi için neler yapabiliriz?

Bu soruların cevapları yılmazlık başlığı altında derlediğimiz değişimi önceden gören, varsayımların aksi kanıtlandığında kendilerini yenileyen ve radikal değişimlerin yaşandığı durumlarda bile temel amaçlarını sürdürmek için kendilerini yeniden organize edebilen, sosyal, ekonomik, teknik ve ticari sistemler geliştirmeye yönelik anlayışlardan oluşan bir alanda saklı…

Yeterli kaynak temini, girdilerin çeşitlendirilmesi, faaliyet ve performanslara ilişkin güvenilir ve gerçek zamanlı veri toplanması, sistem bileşenlerinin daha özerk kılınması veya bir parçadaki bozulmanın sistemin genelini etkilemesinin önlenmesine yönelik tüm stratejiler aslında birer yılmazlık stratejisidir. Bu stratejiler, bütün bir medeniyetten topluluklara ya da kurumlara ve hatta bireylerin yaşamlarına kadar olmak üzere her ölçekte uygulanabilir.

Mesela Avrupa Risk Yönetimi Birliğinin (FERMA) 2004-2011 yılları arasında 500 şirkette yaptığı bir araştırma ileri derece risk yöntemi uygulamaları olan şirketlerin rakiplerine göre iki kat daha fazla büyüdüklerini ve daha çok kar ettiklerini gösteriyor. Yılmazlık stratejilerini zamanında hayata geçirmemiş olsaydı mesela 2004 yılının son günlerinde genel müdürlük binası bir yangında yerle bir olan La Salle Bank ertesi sabah bütün çalışanları ile kapılarını açıp normal bir gündeki gibi müşterilerine hizmet veremeyecekti. 2012’deki Sandy kasırgası daha kıyıya vurmadan gerekli bütün önlemleri almış olan Wallmart, ya da 2011 Japonya depreminde 17 dakika içinde bütün birimlerini hareket geçirmiş Cisco bu konuda gerekli hazırlıkları zamanında yapmış kurumlara verilecek en güzel örnekleri teşkil ediyor.

Ama sanırım en önemlisi bu sistemleri hayata geçiren bireylerin psikolojik yılmazlığı geliştirmek olsa gerek. Bu bir yandan tercih ettiğimiz durumdan uzaklaştırılmaya karşı direnme gücümüzü arttırırken diğer yandan da ihtiyacımız olunca sarılabileceğimiz alternatifleri çoğaltmamız demek oluyor. Yani psikolojik yılmazlığı uyum yeteneğinin korunması yani hem esas amacını yerine getirebilme hem de değişen durumlara uyum sağlama becerisi olarak da tanımlayabiliriz. Yeni bilimsel araştırmalar, psikolojik yılmazlığın önceden varsayılana kıyasla daha geliştirilebilir ve öğretilebilir olduğunu öngörmektedir. Bunun nedeni, yılmazlığımızın temelinin yalnızca inançlarımızda ve değerlerimizde değil aynı zamanda düşünce kalıplarımızda ve alışkanlıklarımızda yani geliştirip değiştirebileceğimiz reflekslerimizde yatmasıdır.

Toplumların yılmazlığını ele aldığımızda karşımıza çıkan en önemli temalar ise güven ve işbirliğinin kritik rolü ve insanların gerektiğinde işbirliği yapma kabiliyetidir. Bunun yanı sıra çeşitlilik yılmazlık bağlamında oldukça önemlidir. İşin püf noktası, farklı şartlar altında bu çeşitli unsurların birbiriyle işbirliği yapmaya devam etmelerini sağlayacak mekanizmalar kurabilmektir.

Yani yılmazlık anlayışı aslında bizi belirsizliğe ve riske karşı savunmaya geçmeye çağırmıyor. Bunun yerine, uyum sağlamaya, çevik olmaya, işbirliğine, bağlantıya ve çeşitliliğe teşvik ederek bizi dünyada farklı bir var olma biçimine hazır olmaya götürüyor. İşte bu bilinçle düşünce kalıplarımızı ele almalı, sorunlara yaklaşımımızı gözden geçirmeliyiz. Hem birey olarak hem de toplumsal olarak çeşitliliğin ve işbirliğinin önemini kabullenmeli farklılarımızın aslında işbirliği halinde bizi nasıl güçlendirdiğini anlamalıyız.

Farklılıklarını bir zenginlik olarak kullanan, ortak toplum bilincini en etkin şekilde oluşturan Amerika Birleşik Devletleri bu bağlamda aslında örnek alınacak modeli barındırıyor. Özellikle gençlerimizin yılmazlığını arttırmak için eğitim sistemimizde devreye alacağımız birçok model burada mevcut. Mesela Gallup’un başkanı Jim Clifton “Girişimciler için Güçlü Yönler” adlı kitabında bir girişimciyi başarılı kılacak karakter özelliklerini inceliyor. Liderliğini Profesör Selingman’ın yaptığı IPEN (Uluslarararası Pozitif Eğitim Girişimi) ise eğitim sisteminin gençleri hayatta başarıya götürecek karakter özelliklerini güçlendirmek için nasıl tasarlanması gerektiğini ele alıyor, bu yönde müfredat hazırlıyor.

Dışa kapalı olduğu düşünülen birçok Avrupa ülkesi de bu konuda çok ilerledi. Almanya, Fransa gibi yoğun bir azınlık nüfusu barındıran ve ekonomik anlamda lider olan bu ülkelerin pop kültürlerinde, modern müzik anlayışlarında, hatta milli futbol takımlarında var olan çeşitlilik aşikar. Son dünya kupasında Almanya’yı temsil eden takımın 23 oyuncusunun 11’i değişik etnik geçmişe sahipti.

Zor koşullardan gelip, farklı dini, kültürel, hatta fizyolojik alt yapıya sahip bu gençlerin yılmayıp yollarına devam edip bu rekabetçi toplumlarda yükselişlerine tanık oluyoruz. Tabii bunu başarabilmiş bir örnek milyonlarca diğer gence ümit kaynağı oluyor, onları da başarılı olmaya motive ediyor…

Dünyanın içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal değişimi göz önüne alınca ülkemizde de bu alanlarda yapılan çalışmaların yakından takip edilmesi gerektiğine inanıyorum. İşte bu bağlamda Avrupa Mentorluk ve Koçluk Konseyi (EMCC) Türkiye’nin Ocak ayında İstanbul Bilgi Üniversite’sinde düzenleyeceği “Yılmazlık ve Umut” zirvesi ile “Gençlerde Yılmazlık Nasıl Geliştirilir?” çalıştayının çıktılarını merakla bekliyor olacağız.

Yetenek dünyanın her yerinde mevcut. Mühim olan daha yaşanır bir dünyanın inşası için bu yeteneklerin doğru yönde motive olmalarını sağlamak. Bu bağlamda en etkin yöntemlerden birisi ise mentorluk. Benzer yollardan geçmiş tecrübeli bir kişinin bilgeliğini paylaşarak destek olduğu kişinin bilgeliğini arttırmasına katkı sağlaması olarak tanımladığımız bir ilişki mentorluk… Tarih boyunca belki de en eski ve etkin öğrenme biçimi olan mentorluk artık modern anlamda tanımlanmış yetkinlikleri ve yöntemleri ile toplumsal gelişim, uyum ve huzur için vazgeçilmez bir öge halini aldı. Ülkemizde başarılı uygulamalarını iş dünyasında gördüğümüz yapılandırılmış mentorluk programları aslında batı toplumlarında göçmen sorunlarından azınlık haklarına, gelir eşitsizliğinden toplumun ezilen kesimlerinin güçlendirilmesine kadar bir çok alanda etkin olarak kullanılan bir yöntem… Mesela internette bir arama motoruna İngilizce olarak göçmenler için mentorluk programları yazdığınızda sekiz yüz binden fazla sonuç çıkıyor. Bireylerin birbirine duyduğu güvenin artması ve bireyler arasında işbirliğinin oluşturulması toplumsal barış için en önemli unsurların başında geliyor.

Milyonlarca mültecinin kendilerine yeni bir vatan aradığı günümüzde bakalım bu mülteci çocuklarından daha nice Jobs’lar çıkacak. Tabii eğer yılmazlıklarını arttırıp yeteneklerini geliştirip yeşermelerini sağlayacak ortamları bulabilirlerse…

Hepinize sağlık ve huzur dolu bir yeni yıl diliyorum..


Yorum yazın