"Enter"a basıp içeriğe geçin

Türkiye için karbon stratejisi önerileri

Image: www.iopblog.org

Mart-2010 / Bir çoğumuz karbon ve diğer sera gazlarının önemini iklim değişikliğine katkıları ile keşfettik. Bu boyutu ile sürdürebilir kalkınma tartışmalarında gündemimize zaman zaman girip çıktı bu gazlar… Ancak bunca zamandır maalesef gözden kaçırdığımız çok önemli ekonomik bir boyutu oluştu karbon ve karbon muadili olarak ifade edilen diğer sera gazlarının: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Antlaşması (UNFCCC) kapsamında özellikle de Kyoto zirvesinden beri karbon artık yeni dünya düzeninin üzerine inşa edilmesi planlanan çok önemli bir emtia olarak karşımıza çıkıyorlar. Artık ürün ve servislerin, sektörlerin ve hatta ülke ekonomilerinin özellikleri, maliyetleri ve rekabet güçleri değerlendirilirken karbon salınımı maliyeti denklemde yeni yeni yerini alan en önemli girdilerden birisi olmaya başlıyor. Yakın bir gelecekte ise bir kıt-kaynak olarak ekonomik hayatın içinde yerini alacak olan karbon salınımı, yeni dünya düzeninin en temel parametrelerinden birisi olacaktır. Hatta geçtiğimiz yıl Istanbul’da yapılan IMF toplantılarında bazı konuşmacılar Amerikan doları yerine oluşturulması tartışılan yeni uluslararası rezerv para birimi olarak karbon kredilerini önerme cesaretini bile göstermiştir.

İklim değişikliğini önlemek amacıyla sera gazı emisyonlarına sınır getirilmesinin sonucunda ortaya çıkan küresel karbon piyasasının işlem hacmi 2008’de toplam 90 milyar Euro’ya ulaşmıştır ve bunun yüzde 80’i Avrupa’ya aittir. Ayrıca pek çok ülkenin, özellikle de ABD, Japonya, Güney Kore ve Avustralya’nın yakın gelecekte karbon için ‘sınırlama ve alım-satım’ uygulamaları yapması beklenmektedir. Bu tür politikalarla oluşturulan karbon kontenjanları, çevre dostu para görevi görmekte ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Antlaşması (UNFCCC) kapsamında denetlenen sürdürülebilir kalkınma projelerine yatırım yaparak emisyonun azalmasını sağlayan şirketlere teşvik olarak verilmektedir.

Bu emisyon piyasaları, bir yanda yüksek oranda karbon kullanan sektörlere kısıtlamalar getirirken, diğer yandan karbon kullanımı verimli olan sektörlerin ve şirketlerin rekabete ayak uydurmasını sağlayacak bir fiyat göstergesinin ve karbon finansmanının gelişmesini sağlayacak koşullar oluşturmaktadır. Bu yeni endüstri, özellikle gelişmekte olan ülkelerde sera gazını azaltacak projelere yapılan yatırımlar için karbon kredileri oluşmasına ilişkin bazı risk ve getirileri kapsamaktadır. Proje bazında karbon kredileri piyasasının oluşması, gelişmekte olan ülkelerde düşük emisyon teknolojilerine milyarlarca Euro yatırım yapılmasına yol açmıştır.

Ülkemiz ise karbon salınımına konulacak bir sınırlamanın ülke ekonomisin gelişimine engel teşkil edebileceği endişesi ile Kyoto anlaşmasının imzalanmasından günümüze kadar bir yükümlülük ve yaptırım altında kalmamak için bu mekanizmaların dışında kalmayı tercih etmiştir. Türkiye Kyoto Protokolü’nde Annex I diye adlandırılan gelişmiş ülkeler arasında yer almakla beraber, karbon salınımında azaltma yükümlülüğü alan Annex B ülkeleri arasında yer almamış ve geçtiğimiz seneye kadar da Kyoto Protokolü’nü onaylamamış olması itibarı ile hem Kyoto mekanizmaları, hem de Avrupa Birliği karbon ticareti piyasalarından faydalanamamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus Türkiye gibi hızla gelişmekte olan bir ülkenin karbon salınımına bir üst sınır getirmesinin bir anlamda ülke ekonomisinin gelişimine bir engel teşkil edeceğidir. Her ne kadar yakın gelecekte uluslararası ilişkiler politikalarının en önemli parametrelerinden biri düşük karbonlu ekonomiye geçiş süreçleri olacak gibi görünse de, bu süreçte gelişmekte olan ülkelerin faydalanacağı finansal ve teknolojik yardımlardan Türkiye’nin de maksimum ölçüde faydalanması bizler için en önemli stratejik öncelik olmalıdır. Ancak şurası da aşikardır ki bu küresel oyunun ilelebet dışında kalmak mümkün olmayacak ve eninde sonunda Türkiye de $250 milyarlık dış ticaret hacmi ile dünya devletlerinin uygulayamaya koyacağı yeni bir düzenle entegre olmak zorunda kalacaktır.

İşte bu bilinçle Türkiye artık aktif bir strateji izleyerek mevcut durumu lehine kullanmanın yollarını aramalıdır. Bugüne kadar Kyoto sürecinden belki de en akıllıca faydalanan ve bu anlamda aktarılan kaynaklardan en çok faydalanan ülke konumunda olan Çin, Kopenhag toplantılarını takip eden süreçte yine çok akıllıca bir kavram ile gelişmiş ülkelerin önüne çıkmıştır. Karbon salınımına bir üst sınır getirmek yerine ekonomisinin karbon yoğunluğunu iyileştirmeyi taahhüt etmeye daha sıcak bakar bir tutum sergilemektedir. Yani toplam karbon salınımı yerine, toplam karbon salınımının gayri safi milli hasılaya oranını hesaplayıp, önümüzdeki dönemde yapılacak yeni teknolojik yatırımlar ve enerji üretim ve enerji verimliliği süreçlerindeki iyileştirmelerle daha karbon verimliliği yüksek bir ekonomik düzene geçme stratejisi belki de Türkiye için en kabul edilebilir çözüm olabilecektir.

Bu meyanda ülkemiz için önereceğimiz karbon stratejileri aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

–      Ulusal tahsis otoritesinin (Designated National Authority) kurulması, ülkemizin bir karbon kapasitesi çalışmasının yürütülmesi ve kurumlar bazında salınım ölçümlerinin en sağlıklı şekilde yapılmasını sağlayacak resmi ve özel sektör kurumlarının hayata geçirilmesi bir sonraki süreçte Türkiye’nin çok daha sağlıklı bir konumda müzakerelere başlamasını sağlayacaktır.

–      Karbon salınımında bir indirim yapma yükümlülüğü almadan karbon verimliliğini arttırmayı hedefleyen bir ulusal strateji belgesi hazırlayıp sunulmalıdır.

–      Bu bağlamda karbon salınımı da ulusal sanayi stratejimizin değerlendirilmesinde bir parametre olarak dikkate alınmalı, sektörlerin katma değeri karbon salınımı maliyetleri göz önüne alınarak yeniden gözden geçirilmelidir.

–      Karbon verimliliğini destekleyen bir karbon piyasası kurulmalıdır.

–      Kyoto benzeri yeni bir küresel mekanizmanın oluşmasını beklemek yerine ekonomimizdeki karbon verimliliğini artırmaya dönük finansal ve teknolojik desteğin sağlanması için ABD, Japonya ve Güney Kore gibi kendi ulusal karbon piyasalarını hayata geçirmeye kararlı büyük ekonomilerden CDM (Temiz Kalkınma Mekanizması) benzeri yeni mekanizmalarla faydalanılmalıdır.

Karbon piyasaları ve karbon salınımına getirilecek her türlü önlem özellikle gelişmiş ülke pazarları ile son derece entegre olan ülkemiz ekonomisi için çok büyük etkileri olacaktır. Bu nedenle bir yandan ülke ekonomisinin gelişimine engel olmayacak bir çözüm arayışına girilirken aynı zamanda da gelişmiş ülkelerden sağlanacak maddi ve teknolojik desteğin arttırılması için gayret sarf edilmelidir.

 

 

Bu yazı yorumlara kapalı.