Dr. Rıza Kadılar

Coach Magazine Turkey kapak konusu olan röportajım

Ülkemizde yayınlanan en kapsamlı ve tek koçluk dergisi Coach Magazine Turkey için verdiğim röportajımın tam metnini buradan da sizlerle paylaşmak isterim.

Yazının orijinaline ulaşmak için: http://www.coachmagazine.net/dergi/

 EMCC Yolculuğum

Sevgili Hocam, biz sizi yakından tanıyor ve başarılarınızı gururla takip ediyoruz fakat sizi tanımayanlar için biraz meslekteki kendinizden, koçluk ve mentorluğa bakış açınızdan, dünyada ve Türkiye’de EMCC’nin yapılanmasından bahseder misiniz?

“Dinle,” diye başlıyor Mesnevi. “İlim kendin bilmektir,” diyor Yunus Emre.

Üç sene önce EMCC Koçluk ve Mentorluk Konseyi dünya başkanlığı görevini devraldığımda yaptığım konuşmada, “Ben bu görevi koçlar veya mentorlar için almıyorum, her biri yetişkin kişiler, kendi başlarının çaresine bakarlar ama ben bu sorumluluğu koçluk ve mentorluk için üstleniyorum. Günümüz dünyasında 8 milyar insanın hangi meslek dalında olurlarsa olsunlar, huzurlu ve başarılı bir yaşam için koçluk becerilerine ve mentorluk prensiplerini içselleştirmeye ihtiyacı var,” demiştim. Geçtiğimiz günlerde ikinci üç yıllık dönemim için yine oy birliği ile seçildiğimde bu saptamamı tekrar ettim. Modern çağın vazgeçilmezi koçluk ve mentorluk.

Oysa iş hayatı konuşmak, sunmak, ikna etmek üzerine tasarlanmamış mıydı? Özellikle pandemi, on yıllık gelişimi bize on hafta gibi kısa bir sürede yaşatırken hepimize gösterdi ki asıl olan dinlemek, fark etmek. İşte belki de bu yüzden dünyanın her köşesinde koçluğa duyulan ilgi çok arttı. İlk üç yıllık başkanlık dönemimde EMCC’nin küresel boyutta üye sayısı onbini geçerek başkanlığımın ilk döneminde iki buçuk katına çıktı, akredite olmuş uygulayıcıların sayısı dört katına, akredite okul sayısı da üç katına yükseldi. Akredite ettiğimiz koçluk ve mentorluk programlarının mezunlarının sayısı 40 bini geçti. Ve bence yolun daha başındayız. İkinci dönemim için koyduğum hedeflerin başında koçluğun ve mentorluğun demokratize edilmesi ve büyük kitlelerin erişimine açılması var. İnsanlık, hatta daha ötesi gezegenimizin buna ihtiyacı var. Çok geç kalmadan önlem almamız gereken sosyal ve ekolojik çok büyük tehditlerle karşı karşıyayız.

EMCC olarak hedefimizi iklim değişimine ve dijital dönüşüme hazırlıklı kapsayıcı toplumların oluşumuna ve gelişimine katkıda bulunmak olarak tanımlıyorum. Bu bağlamda koçluk, mentorluk ve süpervizyon konuları gündeme geldiğinde dünyanın her yerinde herkesin güvendiği ve tercih ettiği kurum olmayı ilke edindik. Zaten konseyin vizyonu “EMCC mentorluk, koçluk ve süpervizyon alanlarında en üstün standartların geliştirilmesi, tanıtılması ve bu boyutta beklentilerin belirlemesi ile topluma hizmet eder,” diyor.

Şöyle bir iddiam var: İş hayatında, yönetim deneyimi ve liderlik gelişimi için en kritik an, ilk terfinin alındığı dönem. Yani o zamana kadar yaptıkları ile performans gösteren gençler, onlara rapor eden ekip arkadaşlarının performanslarından sorumlu oldukları anda iş hayatında liderlik alanında onlar için her şey değişiyor. O dönemi iyi yaşayanları, bu yeni duruma en etkin şekilde adapte olup kendilerince bir yol bulup üstesinden gelenleri çok daha keyifli bir kariyer bekliyor. Ancak bu dönemde bocalayanlar kariyerlerine birçok yara bere, bitmemiş işler, tamamlanmamış döngüler ve içlerinde bastırdıkları duygular ile devam ediyorlar. Bunun acısını da hem onlar kariyerleri boyunca çekiyorlar hem de çevrelerindekilere çektiriyorlar.

Hatta şimdi lineer düşünce ve yönetim kalıplarından bağlantısal yapılara geçtikçe iş hayatı yukarıda bahsettiğim dönem daha da önem kazanıyor. Çünkü artık aslında iş hayatında emir komuta zinciri neredeyse hiç kalmadı. İşler hep çok katmanlı network yönetimi ile ilerliyor. Yani bir konuda sonuç almak için belki de sizinle başka hiçbir dokunuşu olmayan, üzerinde başka hiçbir yaptırım gücünüz bulunmayan bireyleri motive ederek, hem akıl seviyesinde ikna ederek hem de gönüllerini kazanarak performanslarını sağlamanız gerekiyor. Hem teknolojik gelişmeler hem de yeni iş modelleri artık bağlantısal bir bütünsellik içinde değer zincirinde kendimize en uygun yeri bulmamızı zorunlu kılıyor. Bunlar bütün örgün eğitim sürecinde bu olguları hiç yaşamamış, görmemiş ve deneyimlememiş bireyler için maalesef bazen içinden çıkılması mümkün olmayan zorlukları beraberinde getiriyor.

Sonuç? Evet sonuçta insanlık belki de tarih boyunca bilinen en yüksek medeniyet seviyesine ulaşmışken akıl ve ruh sağlığı açısından belki de en kötü dönemi yaşıyor. Geçtiğimiz aylarda Hindistan’da yapılan bir akıl ve ruh sağlığı kongresinde konuk konuşmacıydım. Diğer konuşmacıları dinledikçe gördüm ki durum hem Batı’da hem Doğu’da hem Kuzey yarımkürede hem de Güney yarımkürede aynı… Belki Netflix’te izlemişsinizdir, Social Dilemma isimli belgeselde de anlatıldığı gibi sosyal medya dâhil günlük hayatımızı etkileyen bütün hâkim akımlar maalesef bireyin kendisine yetememe, yalnızlık, ait olamama, haksızlık ve giderek artan belirsizlik karşısında anksiyete hissetmesine neden oluyor. Ve bu da son bir yılda konuşmalarımda hep değindiğim dijital duygusal salgınlara neden oluyor. Yani her geçen gün bu yaşadığımız hayata ödediğimiz maddi ve manevi değer hızla artıyor.

Peki, çözüm olarak ne düşünüyorsunuz?

Dr. Harari’nin son kitabı 21. Yüzyıla 21 Tavsiyeler’in sonunda geldiği nokta, çözüm insanın kendini tanımasında. Eğer siz duygusal tetikleyicilerinizi sizi takip eden algoritmalardan daha iyi bilirseniz, bilinçsiz önyargılarınızla yüzleşebilirseniz, kendinizle öz şefkat ve merak odaklı yargısız bir diyalog kurabilirseniz belki de sizlere çok daha yaşanır ve keyifli bir hayatın kapısı açılır. Yoksa girdap içinde nasıl geçtiğini bilemeyeceğiniz bir hayat sizi bekliyor.

Bütün bunların panzehrini koçlukta buluyoruz. Bu yüzden de EMCC’de aldığım bu sorumluluk beni heyecanlandırıyor, motive ediyor, hatta hayatıma anlam katıyor. Gelecek nesillere bulduğumuzdan daha iyi bir dünya bırakmak ve hatta şu yaşadığımız hayatı bir nebze daha keyifli, huzurlu, etkin ve başarılı kılmak koçluk ve mentorluk sayesinde bizim elimizde.

İşte bu yüzden EMCC’nin yetkinlik çerçevesinde ilk madde koçun kendini tanıması, deneyimlerinden yansıtarak öğrenmesi. Diyoruz ki: “Yaşadıklarımızdan ziyade onların bizde bıraktığı tortu ve o tortu ile nasıl bir dönüşüm yaşayacağımız önemli.” Bir koçun öncelikle kendisini tanıması, keşfetmesi, bir koç olarak kim olduğunu ve onu koçluğa getiren nedenleri iyi kavraması ele aldığımız ilk beceri.

İkinci beceri ise bu süreçte sürekli kendini geliştirmeye olan kararlılığı ve bağlılığı. Burada süpervizyon kavramına da değinmem gerekiyor. “İnsan yatağın içinde yatarken yatağını yapamaz,” diye bir söz var. İnsana dokunan bütün mesleklerde olan bir kavram bu. Onun için EMCC’de süpervizyon standartları, yetkinlik çerçevesi ve akreditasyon sistematiği çok kapsamlı akademik çalışmalar sonunda ortaya konmuş durumda. EMCC unvan süreçlerinde de koçların sürekli bir süpervizyon desteği alıyor olması şart. Fakat aman lütfen dikkat, süpervizyon koçlara koçluk yapılması değil, mentor koç hiç değil. Bu kavramlar maalesef farklı mesleki kuruluşlar tarafından farklı kullanıldığı için tanım karmaşasına neden oluyor. Süpervizyon kendi modelleri olan başlı başına bir uygulama alanı. Ne mutlu ki ülkemizde de EMCC tarafından akredite olmuş süpervizörlerimiz var.

Madem yetkinlik çerçevesine değindik, diğer başlıkları da sıralamama izin verin lütfen: Sözleşme yönetimi, ilişki kurma, içgörüye ve öğrenmeye imkân tanıma, sonuç ve eylem odaklılık, model ve teknik kullanımı ve değerlendirme. Zaten memnuniyetle eklemem gerekiyor ki diğer mesleki kuruluşlar da son zamanlarda kendi yetkinlik çerçevelerini gözden geçirip EMCC’ninkine çok daha uyumlu bir hale getirdiler.

Dinamik bir dünyanın ve yapının içerisindeyiz ve bununla birlikte teknoloji hemen her noktada herkesi sarmalamış durumda. Peki, globalde meslek olarak koçluğu ne bekliyor?

İngiltere’de meslek odaları ilk kurulduğunda, bundan iki yüz sene kadar önce berberler ve cerrahlar aynı odada yer almışlar. Neden? Bu iki alanda da benzer ekipmanlar kullanıldığı için. Sanırım günümüzde koçluk daha o aşamada. Kullandığımız teknik ve araçlarla kendisini ayrıştırmaya çalışan birçok ekolün geliştiği belki de en bölünmüş (fragmented) yeni mesleklerden birisi koçluk. Bütün konuşmalarımda diğer mesleki kuruluşlara aynı çağrıyı yapıyorum. Lütfen gelin birbirimizin sunduğu unvanları tanıyalım, bir ahenk getirelim bu mesleğe. Biz mesela diğer meslek kuruluşlarının verdiği mesleki unvanları tanıyoruz. Pratik bir şekilde EMCC unvanı alma yolu açıyoruz meslektaşlarımıza. Bunu yaparken felsefemiz kapsayıcı olmak, amacımız ise mesleğin küresel boyutta güçlenmesi, uyum içinde daha da etkin bir konuma gelmesi. Yoksa koçluk hayatın her alanına girerken özellikle de teknolojinin de bu alana el atması ile koçluk bir profesyonel meslek olarak yok olacak ya da iyice dar bir alana sıkışıp kalacak.

Sizin gözlemlediğiniz ve üzerinde çalıştığınız olumlu gelişmeler var mı?

Var tabii: Bunu mesela etik konusunda büyük ölçüde başardık. ICF hariç dünyanın bütün önde gelen koçluk ve mentorluk mesleki kuruluşları aynı etik kodu paylaşıyoruz: “The Global Code of Ethic”. Biz oluşturduk ama artık bize ait değil, mesleğe ait. Bütün gayretimle her alanda bu birlikteliği sağlamaya çalışıyorum. Zaten EMCC’de beni ilk günden beri en çok cezbeden kapsayıcı yaklaşımıydı. Bu alanda hatta bir de D&I deklarasyonumuz da mevcut. İzin verirseniz burada kapsayıcılık kavramına da biraz değinmek isterim.

Kapsayıcılık derken bireyin değer verilip sayıldığını, güvende ve güvenilir olduğunu hissettiği, aidiyet duygusunu yaşadığı ve en iyi halini sergileyebildiği ortamları; bunu mümkün kılan bir sosyal ve psikolojik durumu kastediyoruz. Eşitlik ve çeşitlilik gibi kavramlar aslında eylem odaklı olmakla beraber, kapsayıcılık bir duygu aslında. Kapsayıcı bir ortam bireylerde sıcak ve güvene dayalı beşerî ilişkiler, paylaşım, merak, katkıda bulunmak, şeffaflık ve başarabilme dürtüsü uyandırıyor. Kapsayıcı olmak adalet, hakkaniyet, karşılıklı saygı, sorumluluk, değer vermek, iş birliği ve birlikte başarma olgusu üzerinde hayat buluyor. Ve büyük bir iddiada bulunuyorum: insanlık bugün yaşadığı en büyük zorlukları ancak kapsayıcılık sayesinde aşacak. Yoksa çok büyük yıkımlar bekliyor içinde bulunduğumuz medeniyeti. Bu nedenle zaten sadece bizim değil, dünyanın en güncel konularından birisi kapsayıcılık, kapsayıcı liderlik. Bu konuda hem EMCC olarak en iyi uygulamaları hayata geçiriyoruz hem de ben şahsi boyutta yazılarım ve konuşmalarım ile bu konuyu sürekli gündemde tutuyorum.

Mentorluk, Birlik ve Bilgelik Sanatı adında bir kitabınız da var. Geçmiş yıllarda çok severek, evire çevire okuduğum, eğitim formatında ve tadında bir kaynak olmuş. Orada çok derin bahsetmişsiniz. Burada da bizler için mentorluğa bakış açınızdan ve yaklaşımınızdan kısacık bahseder misiniz?

Aslında fırsat bulmuşken biraz da mentorluktan bahsetmek isterim. Maalesef şöyle bir yanlış uygulama ile karşılaşıyorum. Koçluk yapan bazı arkadaşlarımız “Koçlukta tavsiye olmaz, onun için şimdi tavsiye vermek için mentorluk yapacağım,” gibi cümleler kuruyorlar. Altını çizmek istiyorum: Mentorlukta tavsiye vermek yok. Mentorlukta amaç mentinin gelişimi ise verilen her tavsiye bu amacı baltalayacaktır. Diyelim tavsiye yanlış sonuç verdi, menti sorumluluğu mentora yükleyecektir. Diyelim tavsiye iyi sonuç verdi, bu durumda da başarı mentora ait olacaktır. Yani her iki durumda da mentinin gelişimine bir katkıda bulunmayacaktır verilen tavsiye. İkinci bir husus verilen tavsiyenin doğru sonuç vereceğinden nasıl emin olabiliriz? Hiç unutmam, bir programda “Sizi mentor olmaya motive eden nedir?” sorusuna bir katılımcı “Oğluma söz geçiremedim, şimdi kendime bir menti bulmaya geldim,” demişti. Oysaki özellikle genç neslin hiç tavsiye almaya ihtiyacı yok. Anne babalarından, öğretmenlerinden, bütün büyüklerinden, akranlarından, hatta içinde bulundukları bütün sohbetlerden tavsiyeler empoze ediliyor onlara. Peki ne yapmalı? Tavsiyeler ürkek bir kuş misali paylaşılmalı ve geri çekilmeli. Yani bir koçluk becerisi ile içgörü paylaşır gibi sunulmalı, sonrasında da mentiye o tavsiye üzerinde yeterince yansıtma, yorumlama, içselleştirme alanı tanındıktan sonra menti tarafından bir eylem planına oturtulmalı. Bunun için şöyle bir formül sunuyorum: tavsiye olarak paylaşmak istediğinizi en kısa, net ve anlaşılır hali ile sunun, ancak cümlenin sonuna nokta koymayım. Bir virgül koyup “… desem, ne dersin?” şeklinde bir soru ile bitirin cümlenizi.

Kitabımızda şöyle tanımlamıştım mentorluğu:

“Mentorluk, mentorun kendi bilgeliğinin mentinin bilgeliğinin gelişimi için kullanılması sürecidir. Mentor mentinin sorunlarına direkt çözüm bulmaktan öte mentinin kendi yetkinliklerini geliştirip, kendi hedeflerini ve engellerini belirleyip gelişim sürecine mentinin kendisinin sahip çıkmasını da öngörmektedir.”

Geçtiğimiz iki sene boyunca küresel boyutta yaptığımız detaylı çalışmaların sonunda EMCC olarak sunduğumuz mentorluk tanımı ise şöyledir:

“Gelişim odaklı sohbetler, deneyim paylaşımı ve rol modelleme yoluyla mentor ve menti arasında beceri, bilgi ve uzmanlık paylaşımını içeren bir öğrenme ilişkisidir. Bu ilişki, taraflar arasındaki farklılıklara değer veren, çift yönlü, birlikte öğrenmeyi amaçlayan, çeşitli durumsal bağlamları içeren kapsayıcı bir ortaklıktır.”

Umarım bu açıklamalar mentorluk ile koçluk arasındaki ilişkiyi tekrar tekrar sorgulayan ve yeniden tanımlamak zorunda kalan camiamız için faydalı olur.

Coach Magazine okuyucularımıza, koçluk ve EMCC yolculuğunuzun nasıl başladığını aktarır mısınız?

1998 senesinden beri kişisel gelişim ve liderlik konularında otuzu aşkın ülkede konuşmalar yaptım, eğitimler verdim. Yani kariyerimin daha ilk yıllarında benim için bir odak alanı oldu bu konular. Koçluk ile tanışmam ise 2005 yılında Londra’da bankacı olarak çalışırken sevgili Gamze Acar ve Demet Uyar’ın yönlendirmesi ile CTI’ın bir sene süren kapsamlı bir eğitim programına katılmamla başladı. Ancak takip eden senelerde bir yönetici olarak koçluk becerilerinden faydalanmak ve liderlik eğitimlerimde koçluk yaklaşımına daha çok yer vermekten öteye geçmedi ilgim. 2009 senesinde küresel ekonomik krize kadar bu böyle devam etti. Banka tarafında işlerin tekrar yoğunlaşmasının uzun zaman alacağı öngörüsü ile AOEC’nin İskoçya’da sunduğu ileri seviye bir diploma programına kaydoldum. Bu program koçlukta kendi modelimi yaratmama ve altında yatan psikoloji bilimini daha yakında tanımama vesile oldu. Hemen arkasından bilişsel psikoloji ve Gestalt alanlarında ileri seviye eğitimlere devam ettim. Yazın ortasında Bodrum’daki yazlık evimizden yağmurlu Edinburg’a doğru yola çıkarken havuz başında kızımın yakın bir arkadaşının annesi ile tanışmam EMCC ile ilk irtibatıma vesile oldu. İngiltere vatandaşı ve önde gelen bir İK yöneticisi olan komşumuz bana ilk defa EMCC’den bahsetti ve beni EMCC Türkiye’nin kurucularından sevgili Tim Bright’a yönlendirdi. Tam kurucuların enerjilerini kaybettikleri, hatta derneği kapatmayı bile düşündükleri bir dönemde dahil oldum EMCC camiasına. Destek olayım derken 2010 yılında kendimi başkan olarak buldum. O dönemde üye sayısı açısından EMCC’yi oluşturan 20 ülke içinde en alttan ikinci sırada görevi devraldım ve 2017 senesi sonunda görevi devrederken 300’ü aşkın üye ile EMCC camiasının en büyük ve en aktif beş ülkesinden biri haline gelmesine önderlik ettim. EMCC’nin kapsayıcı yaklaşımı en büyük destekçim oldu bu süreçte. Sadece koçlar değil, koçluk hizmetinden faydalananlar ve akademisyenleri de içine alan bu yapı o dönemde mesleğe en çok emek vermiş, katkıda bulunmuş çok sayıda değerli meslektaşımızın yanımda yer almaları ile hayat buldu. Mentorluk ise gündeme 2015 sonrası girdi. David Clutterbuck ve David Megginson gibi bu alanda çok emeği olan duayenlerle çalışma imkânı buldum. Hem koçluk hem mentoruk üzerine iki ayrı kitap ortaya çıktı bu süreçte. Sonrasında da fasilitasyon ve toplantı yönetimi üzerine bir kitabım daha yayınlandı. 2016 sonrasında da Peter Hawkins ile özellikle süpervizyon alanında çalışma fırsatı yakaladım. Bütün bu çalışmaları çok değerli meslektaşlarımla beraber ortak projeler şeklinde gerçekleştirdim. Ülkemizde mentorluğun gelişimi için bu konuya ilgi duyan dernek, şirket, kurum… hepsine her aşamada destek olmaya gayret ettim. EMCC’nin koçluk ve mentorluk programları için sunduğu bir akreditasyon sistematiği var: ISMCP (International Standarts for Coaching and Mentoring Programs). Bu süreçte belki de ülkemizde bu alanda ilk defa video tabanlı eğitimler hazırlayıp TÜBİTAK’ın “Kobi Mentorluğu” projesine destek vermiştik. EMCC Türkiye’nin yaşadığı bütün bu deneyimler 2017 sonunda EMCC dünya başkanı seçilip görevi devraldığımda bana ilham kaynağı oldu.

Şu an, globalde böyle bir yapılanmanın başında olmakla birlikte, bu süreçte harika projelere imza atıyorsunuz. Bize biraz bahseder misiniz?

Benim için öncelik koçluk ve mentorluğun daha geniş kitlelere yayılması. “Democratisation of Coaching&Mentoring” diye yaptığım bir konuşma var, EMCC Global Providers Summit (GPS) webinarlar serisinde yer alıyor. Çok daha geniş kitlelere kazandırmamız gerekiyor koçluk becerilerini. Koçluk hâlâ maalesef ayrıcalıklı bir azınlığa sunulan ayrıcalıklı bir hizmet. Bu böyle devam etmemeli. Bu bağlamda mesela Nuray Tamer ile beraber tamamı online akredite bir eğitim programı tasarlayıp sunuyoruz. Türkçe sunduğumuz bu program şimdiden 15 ülkeden 250’yi aşkın mezun verdi. Canvas üzerinden sunulan, oturumları Zoom üzerinden gerçekleşen birisi 50 saatlik koçluk ve mentorluk, diğeri ise toplam 20 saatlik özellikle mentorluk odaklı iki ayrı eğitimden oluşan bu programlar mezunlarına ayrıca başka bir başvuru yapmadan EMCC Foundation seviyesinde unvan da kazanma hakkı veriyor. Amacım dünyanın her yerinde yaşayan ve bu konuları Türkçe olarak öğrenmek isteyen yüz binlerce bireye ulaşmak. Keza bu programdan yola çıkarak “Mentorvari Liderlik” ve “TechMentoring” gibi konularda da yine akredite eğitimler tasarlıyorum. Bütün bu programların yakında İngilizce ve Fransızca olarak da hayat bulduğunda özellikle Afrika’da milyonlara ulaşacak yapılar kurmanın hayalini kuruyorum.

Diğer bir önceliğim yaşadığımız toplumların kapsayıcılık kapasitesini artırmalarına vesile olabilmek. Bunun için bilinçsiz önyargılarımızı ve hatta neyi neden dışladığımızı fark etmemizi sağlayacak mekanizmalar kurmak istiyorum.

Öte yandan dijital dönüşüm bu alanda da kaçınılmaz. Özellikle bilimsel araştırmalarla destekleyerek teknolojinin koçluk ve mentorluk alanında neler vadettiğini keşfetmek, bu alanda yapılacak çalışmaların standartlarını belirlemek gibi planlarım var. “İş Hayatında Esenlik” diye bir platform kurduk, bir grup önde gelen fikir önderi meslektaşımız ile. Hem dijital dönüşüm hem de felsefi boyutta kurumsal esenlik konusuna katkıda bulunmak çok ilgimi çekiyor.

Bir diğer odak alanım ise “micro credentials”. Avrupa Komisyonu ile bu konuda bir çalışma başlattık. Birçok ülkede hayat boyu eğitim konusunda maalesef bir standart yok. Hâlâ eğitimim sorulduğunda otuz yıl önce bitirdiğim okulları sıralamamızın günümüzün iş ve emek piyasalarına pek bir faydası yok. Bu bağlamda yaşam boyu eğitim çerçeveleri ile örtüşen bir standardizasyon konusunda çaba sarf etmek bana çok anlamlı geliyor.

Ve tabii ki gençler ve hep genç kalanlar: Harari’nin iddia ettiği gibi “redundant” boşa çıkmış, bir işe yaramayan kitleler oluşmaması için re-skilling, up-skilling gibi konulara daha çok odaklanmamız gerektiğine inanıyorum. Bu konularda da lider kurumlarla iş birlikleri oluşturmak önceliklerimden birisi

Gerisi? Gerisi tabii ki iç huzurum ve sağlığım. EMCC dünya başkanı olarak “Ne miras bırakmayı amaçlıyorsun?” diye sorulduğunda, “Bu yılların EMCC camiası için iyi yıllar olarak anılmasını arzuluyorum,” diyorum. Sonuçta mühim olan algılanan gerçek. Bu da hem yapmak hem de olmak tarafına dikkat çekmek gerektiriyor. Elimizden geleni yapıyoruz, geriye kalan umarım “hoş bir seda” olur…

 

“Koçluk alan kişiye koçi diyelim”

 

Bu bir terminoloji tartışmasının ötesinde, kelimelerin taşıdığı anlamlar açısından da mesleğin gelişimine katkıda bulunacağına inandığım bir öneri. Mentorluk alan kişiye menti dediğimiz gibi koçluk alan kişiye de koçi denmesi bence en doğrusu. Çünkü diğer alternatifler işimize yaramıyor: Danışan çok talihsiz bir seçim. Hepimiz biliyoruz ki koçlukta danışmak yok, neden o zaman danışan diyoruz. Müşteri kelimesi ise ister istemez çok güçlü bir ticari anlam taşıyor. Ve yanıltıcı bile oluyor. Özellikle kurumsal hayatta koçluk yapanlar sanırım hak vereceklerdir. Müşteri faturayı kestiğiniz kurum mu yoksa koçluk yaptığınız birey mi? Bu arada koçi kelimesini kullanmaya beni teşvik eden akredite online koçluk eğitimimizin ilk sınıfına teşekkürlerimi bir borç bilirim. Biz eğitimlerimizde, ben konuşmalarımda ve yazılarımda “koçi” kelimesini kullanıyoruz. Bütün camiamıza da bir çağrı yapıyorum sizin vesilenizle.

 

“Mentor – Menti” ve “Koç – Koçi” diyelim.

 

Hiç değilse bir dil birliğimiz olsun. Menti ve koçi tek başına bir anlam ifade etmeyen kelimeler olduğu için de mesleğimize en uygun olacak şekilde anlam yükleyelim bu kelimelere… Benimki bir çağrı. Bakalım nasıl bir cevap bulacak camiamızda?

 

 

Koçluk ve mentorlukta akredite olma ve unvan alma süreci nasıl ilerlemektedir?

 

Üniversiteler insanları meslek sahibi yapmak için kurulmuş yapılar. Ne yapıyorlar? Sizi eğitiyorlar, ne öğrendiğinizi test ediyorlar ve başarılı olursanız diplomanızı veriyorlar. Peki neden koçlukta bir okulu bitirip sonra bir mesleki kuruma gidip, ayrıca bir daha değerlendirmeden geçip unvan alıyorsunuz? Bir şekilde mesleki kurumlar son derece kârlı ve kapalı bir sistem kurmuşlar. Tabii ki mesleğin gelişmesi için belki erken dönemlerde gerekli bir yaklaşım olabilir ama bence koçluğun gelişimini baltalayan bir sistem. EMCC dünya başkanı olunca akreditasyon sistematiğimizi öncelikle Avrupa Yüksek Öğrenim ve UNESCO Küresel Hayat Boyu Öğrenme çerçeveleri ile MOOC standartlarına uyumlu hale getirdik. Akredite ettiğimiz bütün kurumların kalite sistemleri kurmasını, bu kalite sistemlerini test etmelerini ve üçüncü bir kurum ya da kişiye denetletmelerini sağladık. Böylece aslında akredite ettiğimiz bütün koçluk, mentorluk ve süpervizyon eğitim programlarını birer üniversite gibi gördük. Tabii bunun sonunda bu okullardan mezun olanlar ayrıca EMCC’ye başvurmak zorunda kalmadan otomatik olarak mesleki unvanlarını almaya başladılar. Tabii hal böyle olunca web sitemizde isimlerini göreceğiniz dünyanın en saygın üniversiteleri, çok uluslu şirketleri, bankaları ve kurumları bu alanlarda mensuplarına ve öğrencilerine sundukları eğitimleri bizden akredite etmeyi tercih ettiler. Türkiye’de de EIA diye anılan EMCC tarafından verilen profesyonel unvan alan üye sayımız içinde bulunduğumuz günlerde neredeyse 200’e ulaştı. Bu bağlamda camiamızı ve ülkemizde çalışanlarına koçluk içerikli eğitimler sunan kurumları bu önemli gelişme konusunda da bilgilendirmek isterim.

 

Exit mobile version