"Enter"a basıp içeriğe geçin

Dijital dönüşümün etkileri: elektrikli taşıtlar

Elektrikli taşıtlar deyip geçmeyin, değişim çok büyük ve yıkıcı olacak…

 

Bu hafta Bloomberg Businesweek’te yayınlanan bu çarpıcı konu hakkındaki yazımı buradan da paylaşıyorum… Yorumlarınızı LinkedIn’de bekliyorum.

Dünyada 260 milyon iki tekerlekli elektrikli taşıt olduğunu ve bunların yüzde doksanının Çin’de kullanıldığını biliyor muydunuz?

Peki ya dünyada elektrikli otomobil sayısının beş milyonu aştığını, bunun 2.3 milyonunun Çin’de, 1.2 milyonunun AB’de ve 1.1 milyon adetinin ise ABD’de olduğunu ve bu toplamın 2 milyonunun sadece son bir yıl içinde satıldığını… Bütün bunlar uzaktan takip ettiğimiz gelişmeler, peki bunların bize etkisi ne olacak, bu konuda ne biliyoruz? 

Sonda söyleyeceğimi başta söylememde fayda var: içten yanmalı bir motor 1400 değişik hareketli parça gerektirirken, elektrikli bir motor sadece 200 parçadan oluşuyor. Bir dizel motor yapmak için on kalifiye işçi gerekirken elektrikli motor için bir işçi yeterli oluyor. Bir anlamda otomobil mekanik ve makine mühendisliği alanından kimya, elektronik ve bilişim teknolojilerine evriliyor. Yani elektrikli taşıtlar piyasaya hakim oldukça hem mevcut yan sanayi ortadan kalkacak, yerine yeni ürün ve hizmetler gelecek, hem de sektörde çalışanların bilgi ve beceri seti büyük ölçüde değişecek. Bu değişimle başa çıkan ayakta kalacak, bu süreçte başarılı olamayanlar için ise gelecek, hem de yakın gelecek çok karanlık. Ve bu değişimin lideri sanki Çin olacak gibi duruyor. 

Bütün bunlar daha yolun başındayken olanlar. Küresel anlamda elektrikli araçlar toplam araç stokunun daha yüzde birine bile ulaşmadan gündeme gelen konular. Yollardaki her 250 araçtan sadece birisi ve yeni satılan ilk el araçların ise sadece yüzde ikisi elektrikli… Ve hala elektrikli araçlar içten yanmalı araçlara göre daha ekonomik değiller. Ama en geç 2022 yılında, hatta belki de önümüzdeki seneden itibaren bu durumun değişeceği ifade ediliyor. Yani artık yakın bir gelecekte benzinli veya dizel içten yanmalı araç satın almak için hiçbir neden kalmayacak, işte o andan itibaren dönüşüm inanılmaz boyutlara ulaşabilir. Bugüne kadar bu konuda yapılan bütün tahminler büyük ölçüde yanlış çıkmış durumda. Mesela 2040 yılında dünya genelinde elektrikli araç sayını 2015 senesinde yayınladığı raporda OECD sadece 50 milyon olarak tahmin ederken, aynı kurumun 2018 raporunda tahmini rakam 300 milyona çıkmış durumda. Yani değişim bugüne kadar tahmin edilenden çok ama çok daha hızlı olabilir. 

Avrupa Birliği bunun farkında olduğu için büyük bir seferberlik içine girmiş durumda. Alman otomobil üreticiler derneğinin (VDA) hazırladığı bir raporda sadece Almanya’da altıyüz bin işçinin elektrikli taşıt teknolojisi yüzünden işinden olabileceği veya etkilenebileceği ifade ediliyor. 

Bu değişim 2009 yılında 16 ülkenin enerji bakanlarının üst düzey diyalog sağlamak amacıyla bir araya geldikleri Temiz Enerji Bakanlar Toplantısı (CEM) altında geliştirilen Elektrikli Araçlar İnisiyatifi (EVI) ile başladı. Türkiye bu küresel forum girişiminde yer almıyor. EVI, bünyesindeki ülkelerin politikacılarının iki yılda bir toplanarak bilgi paylaşımında bulunmalarını sağlıyor. CEM’in 2017 yılında Çin’de gerçekleştirilen 8’inci toplantısında, elektrikli araçların yaygınlaştırılması ile alakalı olarak EV30@30 kampanyası başlatılması kararı alınıyor. Buna göre 2030 yılı itibariyle EVI bünyesindeki ülkelerde elektrikli araçların pazar payının %30’u bulması hedefleniyor. Kampanyayı sahiplenen 11 ülke Çin, Hindistan, Japonya, Kanada, Fransa, İngiltere, Hollanda, Norveç, İsveç ve Meksika. Bu senaryoya göre dünya genelinde senede 43 milyon elektrikli araç satılacak ve küresel elektrikli taşıt stoku 250 milyonu bulacak. Bu kadar iddialı olmayan New Policies Scenario (NPS) yaklaşımında ise bu beklentiler senelik 23 milyon elektrikli yeni araç satışına ve 130 milyon araç stokuna ulaşıyor. Petrol tüketiminin üçte ikisinin taşıtların kaynaklandığı düşünülürse elektrikli taşıtların bu seviyede yaygınlaşması ile muhteşem boyutta petrol tasarrufu sağlanırken bu kadar taşıtın şarj edilmesi için 1110 TWh ilave elektrik üretilmesi gerekecek, bu da günümüz rakamları ile Fransa ve Almanya’nın senelik tüketiminin toplamına eşdeğer… Ve bütün bunların sonunda da kara ulaşımından ortaya çıkan karbon salınımının yarı yarıya düşürülmesi hedefleniyor. 

Bu değişimin iki temel nedeni var. Birincisi karbon salınımını düşürmek için devreye giren yaptırımlar, ikincisi de pil teknolojileri ve yeni materyal bilimindeki gelişmeler. Hem Çin hem de Avrupa’da birçok şehir her geçen gün yeni yaptırımlar açıklıyorlar. Mesela Oxford şehri yerel yönetimi 2020 yılı itibari ile, yani önümüzdeki sene şehir merkezine sadece elektrikli taşıtların girmesine izin vermek istediklerini açıkladı. ING’nin bir raporuna göre en geç 2035 yılında Avrupa’da sadece elektrikli araçların satışına izin verileceği tahmin ediliyor. Diğer neden ise teknolojik. Özellikle pil teknolojisinde yaşanan son gelişmeler sayesinde artık elektrikli taşıtlar daha ekonomik oluyor. Şarj ve menzil konusu da çözülmüş durumda. Yani artık elektrikli taşıtlar devri başlıyor… 

Peki bütün bunlar ne demek? Otomobil deyip geçmeyin. Sadece Amerika’da bir milyon kişinin otomotiv yan sanayinde çalıştığını, Japonya’da çalışan nüfusun yüzde 8.7’sinin otomotiv ile ilgili iş alanlarında istihdam edildiğini düşünürsek bu değişimin hiç de kolay olmayacağı aşikar. Bir de bu teknolojik değişimin yanında ticaret savaşları da devreye girince aslında kara bulutları görmemek elde değil. Almanya’da otomotiv üretimi bu yılın ilk yarısında bir önceki yıla göre yüzde on iki düşmüş durumda. 820 bin kişinin istihdam edildiği, 2017 rakamları ile 423 milyar Euro iş hacmi yaratan ve üretiminin yüzde yetmiş yedisi ihraç edilen Alman otomotiv endüstrisini çok zor bir dönem beklediği ortada. Zaten iflaslar başlamış durumda. Son bir yıl içinde iflas talebi ile manşetlerde yerini bulan TMD, Tedrive, Wagon Automotive, Weber Automotive, Eisenmann gibi otomotiv yan sanayindeki Alman menşeili yarım milyar euronun üzerinde senelik satışlara sahip dünya devlerini daha birçoğu takip edecek gibi duruyor. Yani konvansiyonel üreticiler için bir “Kodak anı” veya bir “Nokia tecrübesi” mümkün gibi duruyor. 

Tabii bu tehdit sadece elektrikli taşıtlar nedeni ile olmuyor. Bir başka neden ise artık “paylaşım” ekonomisinin ön plana çıkması. Özellikle millenium diye adlandırılan 2000’li yıllarda doğmuş kuşak sahip olmaktan çok paylaşmayı tercih eden bir yaşam felsefesine sıcak bakıyor. 4G teknolojisi ile akıllı telefonlarda yerini alan yeni uygulamalar sayesinde saatlik bile olsa araç kiralamak, paylaşmak artık mümkün oluyor. Şehir planlayıcılar için de bu aslında rüya gibi bir senaryo: hiçbir aracın park etmediği bir şehir düşünebiliyor musunuz? Kullanılmayan kaynakların ekonomiye yükü ortada. Her gün, her an milyonlarca aracın atıl bir şekilde yol kenarında park edilip şehir sakinlerine hayatı zehir ettikleri dönem artık bitiyor. Teknoloji firmalarının otomotiv pazarına olan ilgileri sadece pil üretiminden değil aynı zamanda “büyük veri” ekonomisindeki paylaşım nedeni ile de ön plana çıkıyor. Tencent, AliBaba, Google, Apple, Uber vesaire bütün bu firmalar aslında yakında devreye girecek 5G teknolojisi ile katma değeri otomotiv üreticilerinden alıp başka bir alana taşıyacak girişimler peşindeler. Bu bağlamda klasik üreticiler adeta kapana kısılmış durumdalar. 

Ama tabii oyun daha bitmedi, hatta mücadele daha yeni başlıyor. Bütün bu tehditleri görmesine rağmen Alman üreticilerin reaksiyon vermemesinin temelinde benzin ve dizel motorlu araçları hızla büyüyen başta Çin olmak üzere gelişmekte olan ülkelere satmanın son derece karlı olması yatıyordu. 2013’den 2017 yılına kadar Alman üreticilerinin faaliyetlerden sağladıkları karlılık senelik 7.7 milyar eurodan 11.6 milyar euroya çıktı. Ama bu kadar artan karlılığa rağmen Alman otomotiv üreticilerinin piyasa değeri son on yılın en düşük seviyelerine geriledi. Öte yandan bu süre içinde üç büyük şirketin bilançosundaki nakit miktarı 60 milyar euroya ulaşmış durumda. Porsche Audi grubu 2030’a kadar elektrikli araç teknolojisi için 72 milyar Euro yatırım yapacaklarını açıklarken, geçtiğimiz hafta içinde Volkswagen elektrikli araç üretim planlarını kamuoyu ile paylaştı. Golf ebatlarında ama Passat’tan daha geniş bir iç hacme sahip olacak ve otuzbin Euro seviyesinde bir fiyatla ile piyasaya süreceği yeni iD.3 serisinden 2025 yılına kadar 1 milyon adet üretmeyi, sonrasında da toplam 25 milyon adet satmayı hedeflediklerini ifade ettiler. Teknoloji tarafında ise Volkswagen Microsoft ile, BMW Intel ile, Daimler ise Bosch ve Uber ile işbirliği içine girmiş durumda. Ama bütün bunlara rağmen global boyutta  Çinli üretici BYD ve Tesla’nın hegemonyasına dur diyecek somut bir adım hala atılmış gibi durmuyor. 

Ülkemizde peki durum nasıl? İkiyüzbini aşkın kişiye sanayide istihdam imkanı sağlayan otomotiv sektörü otuz milyar doları aşan ihracatı ile ülkemiz ekonomisi için oldukça büyük bir önem arz ediyor. Üretiminin dörtte üçünü ihraç eden sektör geçtiğimiz yıl bu oranı yüzde seksenbeş seviyesine taşımış durumda. İç piyasa satışları ülkemizin içinden geçtiği ekonomik süreçlerin doğal bir sonucu olarak çok büyük bir düşüş yaşıyor. Yan sanayinin ihracatı ise 11 milyar dolara ulaşmış durumda. TAYSAD’ın verilerine göre ülkemizde 160 adet AR-GE ve tasarım merkezi var, T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisinin bu sektöre özel hazırlanmış raporunda ise sayfalar dolusu devlet teşviki yer alıyor. Ancak dünyada yaşanması muhtemel bu radikal değişimin ülkemiz otomotiv sektörüne etkilerini ortaya koyan bir rapora ulaşamadım. 1996 yılında AB gümrük birliği anlaşması sonucunda büyük bir buhrana gireceğini konuştuğumuz otomotiv sektörümüz aradan geçen bunca zamanda başarıdan başarıya koşmayı ve ülkemizin gurur kaynağı olmayı hep başardı. Ancak bu sefer nasıl bir hazırlık içindeler, dünyadaki bu değişimden kazanan tarafta yer alarak çıkmak için nasıl bir strateji izleyecekler bu konuda bir netlik göremedim. 

Dijital dönüşümün belki de en aşikar örneklerinden birisini yaşayacak olan otomotiv sektörünü yakından izlemenizi tavsiye ediyorum. Hatta ülkemizin önde gelen mesleki kuruluşlarını bu sektördeki değişimlerin hem sektör oyuncuları ve çalışanları hem de ekonomimizi genelde nasıl etkileyeceği konusunda çalışmalar yapmaya davet ediyorum. 

Bu yazı yorumlara kapalı.