"Enter"a basıp içeriğe geçin

Değişim inanılmaz, peki biz ne yapacağız?

Bu hafta Bloomberg Businessweek’te yayınlanan yazım:

Bizi biz yapan insani özelliklerimizin çok işimize yarayacağı bir döneme giriyoruz…

Geçenlerde New York’tan Avrupa’ya uçarken aldım günlük gazeteleri, kuruldum uçakta koltuğuma ve başladım göz gezdirmeye haftasonu eklerinde yer alan makaleler arasında… Dile getirmediğim içimdeki gizli soru, insanlık nereye gidiyordu aslında… Ve sanırım aradığımı buldum ama bulduklarım hiç de içimi açtı diyemeyeceğim…

Crispr Teknolojisi

İlk dikkatimi çeken makale Çin’de DNA yazılımı üzerineydi. Çin’li uzmanlar düzinelerce kanser hastasının DNA’sını değiştirerek geliştirdikleri bir tedavi yöntemi üzerinde bayağı yol almışlar. Crispr-Cas9 adı verilen bu yöntem ile birçok hastanın şifa bulduğu ancak bazı hastaların hiç beklemeyen başka nedenlerle hayatını kaybettiğinin gözlendiğini yazıyordu gazete. Mesela bir Hint’li erkek hastanın kanser tedavisi olumlu sonuç verirken, beyin felci ve kalp krizi ile hayatını kaybettiği ortaya çıkmış. Shenzhen’de bir araştırmacı genetik kodlarını değiştirdiği HIV’ye karşı bağışıklığı olan ikiz kız çocuklarının doğumunu sağladığını açıklamış. 2012 yılında icat edilen bu teknolojinin insanlar üzerinde uygulanmasına Çin’de bu sene izin verilmiş. Bir bilimsel makaleye göre 86 adet ileri aşama kanser hastasına uygulanan genetik tedaviye büyük çoğunluğu olumlu cevap vermiş ama aynı zamanda büyük çoğunluğu tedavi yöntemi ile ilgili olmayan nedenlerle hayatlarını kaybetmişler. Anhui merkezli Kedgene isimli bir firma ve kurucu Manndy Zhou’nun adı birçok yerde geçiyor. Yani insan genetiği ile oynamaya sonunda başladık. Dr. Harari’nin Homo Deus’ta bahsettiği yeni insan nesline doğru bilinçsiz adımlar atılıyor, sonucunun ne olacağını bilemeden bir deneme yanılma süreci başladı bile… Eminim güzel sonuçlar elde edilecektir ama bir yandan da korku filmlerine malzeme olacak birçok dram da yaşanacak gibi….

 

“Bankacım bir algoritma” başlıklı bir haberden Amerika genelinde yaygın kullanım ağı olan Square Inc isimli bir POS cihazı üreticisi elde ettiği müşteri bilgilerini bir algoritma yardımı ile bankacılık çözümleri sunmak için kullanmaya başladığından bahsediliyordu. Müşterileri hakkında hem ticari bilgiler, hem de sosyal medya ve diğer bilgi kaynaklarını kullanarak derlediği bilgileri “predictive analytics” denilen matematiksel yöntemlere karar mekanizması haline getiren şirket müşterilerine artık kredi başta olmak üzere başka bankacılık ürünleri de sunuyormuş. Benzer bir teknoloji geliştiren ve ülkemizden geçtiğimiz yıllarda çıkma kararı almış olan PayPal da geçensene 6 milyar dolar kredi vermiş küçük işletme kredisi olarak. Bununla ilgisi olmayan bir başka haberde ise dünyanın önde gelen ve en çok güvenilen bankalarından birisi olan Wells Fargo’nun 50 eyalette birden 575 milyon dolar ceza ödeyerek bir davayı anlaşma yolu ile karara bağlamayı tercih ettiği yer alıyordu. İddiaya göre 2016 yılında banka personeli müşterilerinin bilgisi olmadan milyonlarca hesap açıp müşterilerine gereksiz sigorta ürünleri satıp haksız masraf tahsil etmiş.  Yani günümüzde geldiğimiz nokta şu: bünyesinde her türlü kontrol mekanizması ve dünyanın en iyi eğitimli beyinlerini bulunduran Wells Fargo böylesine bir skandala imza atarken, karar mekanizmalarında insan beyni bulunmayan Square gibi algoritma bazlı teknoloji firmaları müşterilerinin ihtiyaçlarını daha iyi analiz edip çözüm üretebileceklerini iddia ediyorlar. 

 

Ve yepyeni bir sektör doğmuş meğerse… Geçtiğimiz Ekim ayından beri Kanada’da kişisel kullanım için marihuana, kenevir bazlı bazı maddelerin ticareti ve perakende sistemi yasal olmuş. Gazetede dikkatimi çeken habere göre marihuananın ham maddesi “cannabis” perakendecisi olan Aphria, Ohio (Amerika) merkezli Green Growth Brands isimli bir firmanın satın alma teklifini ret etmiş. Ret etme nedeni firma değerini 2 milyar dolar olarak hesaplayan teklifi düşük bulmaları. Yani ne zaman böyle bir sektör oluştu da 2 milyar dolar şirket değeri düşük bulunmaya başlandı? Şaşkınlık içinde araştırınca gördüm ki aslında büyük bir trend ile karşı karşıyayız. Green Growth’un ana sermayedarı olan ailenin en büyük iki diğer yatırımı American Eagle Outfitters ve DSM isimli bir ayakkabı perakendecisi. Green Growth’un CEO’su ise Mr Horvath Victoria Secret isimli markanın eskiden üst düzey bir yönetici… Kızımdan duyduğum ve yaşıtlarından takip edebildiğim kadarı ile Z kuşağına en çok hitap eden birçok markanın beyinleri ve sermayedarları bir araya gelmişler ve marihuana tüketimini yasal kılan Kanada merkezli bir yeni sektörün oluşumuna katkıda bulunuyorlar… Yepyeni startupların hayat bulduğu bir sektör olmuş bile. Mesela San Fransisco merkezli Eaze isimli bir firmaya bu sektörün Über’i lakabı takılmış… 

 

Tabii dikkatimi çeken ve beni hayrete düşüren başka haberler de var: Mesela bir teknolojik mucize gibi hayatımıza giren 575 yolcu kapasiteli Airbus 380 model ticari uçakların artık rekabette başarılı olamayıp üretimden kalktığını yazıyordu bir başka makale… Amerikan ticari havayollarının bütün Boeing 747’leri kullanımdan kaldırdığını, Singapur havayollarının ise 10 yaşında bir Airbus 380’i geçtiğimiz aylarda hurdaya çıkardığını öğreniyordum. Daha on yıl önce insanlık tarihinde bir zirve olarak hayatımıza giren böylesine bir teknoloji devinin sadece on yıl içinde yok oluşuna tanık oluyoruz. O gün gazetelerde seneye sadece altı adet Airbus 380 üretilecek yazıyordu, takip eden haftalarda A380 üretimi durduruldu diye haberler geldi…. Emirates gibi birkaç havayolu hala bu uçan devlere dayanan büyüme stratejisi geliştirse de dünya genelinde bütün lider havayolları çok daha küçük ve ekonomik anlamda rekabetçi uçak modellerini tercih etmeye başlamış. Sonuç ortada, 1988 yılında başlayan bir program ile toplamda 25 milyar dolar harcanarak geliştirilen bu şaheser sadece on yıl içinde rekabette geride kalıp tarih sayfalarında yerini almak zorunda kalıyor…

Ve Amerika’da 9 nükleer enerji santralinin bu sene kapanacağını okuyordum. 1990’larda 160bin kişinin çalıştığı bu sektörde günümüzde sadece 100 bin kişinin kaldığını ve bu planlanan santral kapanmaları ile önümüzde beş yıl içinde 25 bin kişinin daha bu sektörde işsiz kalacağını tahmin ettiklerini öğreniyorum. Daha kariyerimin başında hem mühendislik, hem risk yönetimi hem de finansman konularında sürekli karşımıza çıkan o meşhur “Three Mile Island” santralinin Eylül 2019’da kapanması planlanmış. Nereden nereye… 

Ve Avustralya hayvancılık sektörünün mezbahalarda X ray makineleri kullanmaya başladığını, hatta yakında MR makinelerini devreye sokmaya planladıklarını okuyorum. Hava alanlarında kullanılan X ray makinelerinin özellikle üç boyutlu görüntü sunması sayesinde mezbahalarda çok daha kaliteli kesim yapıldığı, bu sayede sektörün 300 milyon dolar tasarruf sağlamayı planladığını öğreniyorum. Hatta zamanla mezbahalarda insan yerine kesimlerin görüntü cihazından bilgi alan otomatik robotlarla yapılmasının planlandığını yazıyor makale… Asıl çarpıcı olan ise bütün bu çabaların nedeni: çünkü laboratuvar ortamında yetiştirilen et ile rekabet etmekte güçlük çekeceğini bildiği için sektör şimdiden önlem almaya çalışıyor. Özellikle hamburgerde kullanılan kıyma gibi katma değeri düşük etlerde laboratuvar ortamında üretilen yapay et ile maliyet anlamında rekabet edemeyecekleri, bu yüzden katma değeri yüksek kaliteli et alanında daha da verimli sonuç almak zorunda kaldıklarını düşünüyorlarmış.

Yani laboratuvarda et üretimi bir gerçek, hayvan yok, kesim yok ve rekabet öyle bir yere gelmiş ki en son teknoloji kullanılmasına rağmen mezbahalarda üretilen et ekonomik olarak rekabeti kaybetme aşamasına gelmiş… Vejetaryenlik bambaşka bir anlam kazanıyor…

Peki nasıl okumalıyız bütün bu değişimi? Birinci faktör giderek günlük hayatımıza giren yeni iş yapış şekilleri: platform iş modeli, üreten veya tüketen değil aslında onları bir araya getiren platformların değer yarattığı ve yaratılan değeri sahiplendiği bir düzen. İkinci faktör artık kurum içinde hapsolmuş görünmez kahramanlarla, yetenek avcılığı, yetkinlikler, şirket bağlılığı gibi kavramlar yerine işlerin artık kurumlar dışında bağımsız ajanlar tarafından yapıldığı bir düzen. Ve bilginin en değerli varlık olduğu, öğrenen makineler, birbirine internet üzerinden bağlı sensörler ve artık bizi bizden daha iyi tanıyan algoritmaların hükmettiği bir düzen…

Peki insana ne olacak? Aslında birşey olduğu yok. Bütün bunlar bizlerin daha da rahat yaşamamız, daha da etkin olabilmemiz, yeteneklerimizi daha da iyi amaçlar uğruna kullanabilmemizi sağlayan gelişmeler. Bronza hükmedince taş kullanımını geride bırakmış insanoğlu. Yani taş bittiği için değil, bronz teknolojisi daha etkin olduğu için taş devri bitmiş. Ateşli silahlar çıkınca ok, kılıç, mızrak tarih olmuş. Şimdi yeni düzende bizler için de artık bir önceki endüstri devriminin başarıyı getiren faktörlerini geride bırakma dönemi başlıyor. Her dönemde hep yeniyi daha iyi kavrayıp daha da ileri gitmiş, daha da başarılı olmuş bireyler, toplumlar olmuş. İşte mühim olan bunu yakalamak. Bunun için de insanımıza yatırım yapmamız gerekiyor. O zaman soru şu: nasıl ve ne şekilde bir insan yatırımından bahsediyoruz.

Yapılan birçok araştırma yeni düzende bireylerin en çok ihtiyaç duyacakları bireysel özellikleri şu şekilde sıralıyor: anlam yaratmak (sense making), sosyal zeka, yenilikçi ve adaptif düşünebilme, kültürlerarası yetkinlik, bilişimsel düşünebilme, yeni medya okuryazarlığı, disiplinlerarası çalışabilme, tasarım zihniyeti, bilişsel anlayış yönetimi ve sanal iş birliği.

Aslında kulağa çok da ürkütücü gelmiyor değil mi… Özünde bizi biz yapan insani özelliklerimizin çok işimize yarayacağı bir döneme giriyoruz. Peki bütün bunları nasıl öğrenebiliriz, nasıl eğitim sistemimizi bunları gelecek nesillere öğretebilecek şekilde geliştirebiliriz? Hem dünya başkanı olarak görev aldığım Avrupa Koçluk ve Mentorluk Konseyi’nin(EMCC) yeni küresel ve yerel projelerinde, hem de Boğaziçi Üniversitesinde bu dönem verdiğim dijital liderlik dersinde hep bu soruya cevap arıyoruz.  Onun için arzu ederseniz bu sorunun cevabını bir başka yazımıza bırakalım.

Sonuçta keyifli bir yolculuk ile eve dönerken adeta yeni yıla yepyeni bir heyecan ve dirilik ile girmemi sağladı günümüz dünyasında bütün bu olup bitenler. İçimizdeki genç ruhunu, hatta çocuk ruhunu dinç tuttuğumuz ve yaşadığımız her an için kendimizin ve sevdiklerimizin bu değişime uyum sağlamasına yatırım yapmaya devam ettiğimiz keyifli ve sağlıklı günler  temenni ediyorum.

Tek Yorum

Bu yazı yorumlara kapalı, ama trackback'ler ve pingback'ler açık.